Bebek Annesinin Yüzünde Ne Görür?

bebek-anneniz-yuzunde-ne-gorur

Winnicott’a Göre Aynalanma, Sahte Kendilik ve Narsizm

Bu yazımda size biraz kendilik duygusunun nasıl kurulduğunu aktarmak istiyorum.

Psikanalist Donald Winnicott, bebeklerle ve küçük çocuklarla çalışırken şu temel soruya dikkat çeker: Bebek bakışını annesinin yüzüne çevirdiğinde ne görür?
 
​Winnicott’a göre bebek çoğu zaman annesinin yüzünde kendisini görür. Bu bakış meselesi yalnızca erken döneme ait bir gelişim ayrıntısı değil; kendilik duygusunun nasıl kurulduğuna dair temel bir ipucu taşır. Bebek, kim olduğunu ve ne hissettiğini doğrudan içinden değil, kendisine bakan ötekinin yüzündeki yansıma aracılığıyla öğrenir. ​Bu ilişkinin ne kadar hayati olduğunu gösteren klasik deneylerden biri “donuk yüz” deneyidir. Anne bebekle etkileşim halindeyken yüz ifadesini aniden geri çektiğinde, mimiklerini donuklaştırdığında ve tepkisiz kaldığında, bebek önce ilişkiyi yeniden kurmaya çalışır. Ses çıkarır, hareketlenir, mimik yapar. Karşılık alamadığında ise huzursuzluğu artar ve ağlamaya başlar.
 
​Burada dikkat çekici olan şudur: Anne fiziksel olarak hala oradadır; bir yere gitmemiştir. Ancak duygusal olarak geri çekilmiştir. Winnicott’a göre aynalayıcı yüz ortadan kalktığında bebekte bir dağılma hali ortaya çıkar. ​Buna karşılık annenin bebeğin duygusal durumuna eşlik ettiği bir etkileşimde süreç bambaşka işler. Winnicott burada “yeterince iyi anne” kavramına vurgu yapar; bebek annenin mükemmel olmasını değil, ihtiyaç duyduğunda orada olmasını bekler. Anne, bebeğin ihtiyaçlarına empatiyle yanıt verdiğinde, bebek kendi iç dünyasının öteki üzerinde bıraktığı etkiyi görür. Bu yansıma sayesinde ne hissettiğini tanımaya başlar.
 
​Bazen de narsisistik yaralanma annenin hiç olmamasından değil, annenin bebeği olduğu gibi değil de kendi görmek istediği gibi aynalamasından kaynaklanır. ​Bebek annesinin yüzünde kendini değil de annesinin beklentilerini, kaygılarını veya donukluğunu gördüğünde; kendi gerçek duygularını bastırıp ötekinin onayını alacak bir maske geliştirir. Winnicott buna Sahte Kendilik der. Örneğin; bebek ağladığında annesinin yüzünde kendi acısının kapsandığını değil de, annesinin kaygısını veya ‘sorun çıkarmayan çocuk’ beklentisini görüyorsa, kendi  gerçekliğini terk etmeye başlar.  Annesinin bakışında yer bulabilmek için kendi duygularını feda eder.
 
​Dolayısıyla narsisizm her ne kadar “ben, ben, yalnızca ben” iddiasıyla kendini gösterse de, hikayenin en başına gidildiğinde şunu görürüz: Hepimiz başlangıçtan itibaren ötekine, ötekinin bakışına ve kurulan ilişkiselliğe ihtiyaç duyarız. ​Belki de narsisistik kişinin en zor tolere ettiği şey tam olarak bu ihtiyaç halidir. Yüzeydeki kibirli, güçlü ve büyüklenmeci görünümün ardında; hayranlığa ve onaya bağımlı olmanın yarattığı bir acizlik duygusu ve bu acizliğe yönelmiş derin bir öfke bulunur. Acizlik ve o ilk aynada bulunamayan gerçek benlik inkar edilir; geriye sert, mesafeli ve her şeye gücü yeten bir sahte zırh kalır.

Klinik Psikolog Deniz Arkman

Facebook
Twitter
LinkedIn
Pinterest