Bu yazı kaygı duygusu ile narsizm arasında olan, birbirlerini besleyen ilişkiyi anlatmaktadır. Narsizm ve kaygı ne kadar birbirinden bağımsız gibi görünseler de narsistik yapılanmanın içinde kaygının olduğunu, kaygı duygusunun da narsistik kişilik yapılanmasını nasıl beslediğini görüyoruz. Narsizmin kısaca tanımına baktığımızda kişinin yetersizlik duygularının daha büyüklenmeci bir ego savunması ile ortaya çıktığı kişilik örüntüsüdür. Narsistik kişilik örüntüsünden bahsettiğimizde kişinin kendi kimliğini oluştururken ötekinden onay alma ihtiyacı ve büyüklenmeci kişilik yapılanmasını belirgin olarak görüyoruz. Kaygı duygusu da aslında alt zemininde yetersizlik duygusunu barındıran ve bu duyguyla baş etmek için yoğun bir kontrol etme davranışını getiren bir duygudur.
Bu iki durum nasıl birbirinin eşlikçisi olmaktadır?
Yoğun kaygı duygusu hisseden bireyleri düşünelim, bu duyguyla baş etmek için ne yaparlar? Her şeyi yoğun bir şekilde kontrol ederler ve bu kontrol kişiyi her şeyi eksiksiz yapma noktasına getirir. Örneğin işyerinde her şeyi tam yapmak isteyen bir müdür rolünde olabilir. O eksikliği tolere edemez çünkü eksik olursa kontrolünün dışına çıkacaktır ve bu kontrolü bırakmak istemez ama bu yoğun kontrol ile gelen işini en iyi yapma arzusu ve işini çok titizlenerek yapan konuma geldiğinde çevresi tarafından da onay almaya başlar. Bu rol üzerinden yaşamında var oluş gösterir. Ötekiler ona onay verir, bu işi en iyi o yapar, işinde çok başarılı gibi. Bu onaylar kişi için narsistik bir doyum oluşturur. Bu doyum arttıkça kişi bu rolde daha fazla var olmaya başlayabilir. Tam da buralarda narsizm kaygıdan beslenir. Kişinin kaygısını yaşatan şeylerden biri narsistik doyumdur.
Bunun dışında kaygılı yapılanma ile birlikte gelen kontrol davranışları kişiye bir tümgüçlülük sağlar. Kişi birçok şeyi kontrol etmektedir ve bunları iyi yaptıkça da kendini bu alanlarda tümgüçlü hissetmeye başlar. Narsistik kişilik yapılanmalarında da tümgüçlülük teması çok karşımıza çıkar. Kişi birçok alanda yeterli olmak ister, onay almak ister ve bu durumlar kişide bir tümgüçlülük yaratır. Kaygı ve narsizmde de kişilerin bu tümgüçlülükten beslendiğini görüyoruz.
İnsanların kaygı duygusunu yaşamlarında neden bu kadar tuttuklarını anlamak için orda yaşanan narsistik doyumu anlamamız gerekir. Her birimiz yaşamda birçok rol içinde var oluyoruz. Eş, anne, arkadaş, evlat, müdür, çalışan gibi. Yaşamın içindeki bu rolleri nasıl yaptığımız, bu rollerde öteki tarafından nasıl görüldüğümüz o rolü yaşamımızda var ediş şeklimizi belirliyor. Bu rollerde yeterince iyi miyim kaygısı ile gelen daha fazla yeterli olma arzusu bu rollere daha çok tutunmamızı ve daha yoğun kaygı ile buraları kontrol etmemize sebep olabilir. Kontrol ettikçe de bu noktalar varoluş noktamızı oluşturmaya başlar. Çok çalışmamıza rağmen, işyerinde her şeyi yoğun takip etmemize rağmen, anne olarak çocuğumuzu kontrol etmekten yorulmamıza rağmen ötekiler tarafından yaşamımızda onaylanan, beğenilen bir noktaya dönüşmesiyle bu yanlarımızı yaşamımızda çıkarmakta zorlanır, aksine tutmak isteriz. Buraları tutmamızı sağlayan şeylerden biri de yaşadığımız narsistik doyumlardır.
Kaygı duygumuzun yaşamımızdaki var oluşunu anlamak için bu duygunun bizim benliğimizdeki kazançlarını görmek, benliğimizde yarattığı yanılsamalı doyumları fark etmemiz önemlidir. Oluşan sahte benliklerimizden vazgeçebildiğimiz oranda kaygı duygularımızı da hafifletmeye başlayabiliriz.
Uzman Psikolog Vesile Çetin Kazak