Kararsızlık hepimizin tanıdığı bir durum. Türk Dil Kurumu, kararsızlığı “karar verememe, seçememe durumu” olarak tanımlıyor. İlk bakışta oldukça basit görünüyor. Önümüzde iki ya da daha fazla seçenek vardır ve biz bunlardan birini seçemeyiz.
Ama kararsızlık bundan biraz daha fazlası olabilir.
Buridan’ın eşeğini düşünün. Hikayeye göre eşek, birbirine eşit iki saman balyasının ortasında durur ve hangisini seçeceğine karar veremediği için açlıktan ölür. Hikayenin ilginç tarafı eşeğin iki balyadan da yoksun olması değil, ikisini birden istemesine rağmen birini seçememesidir.
İnsan hayatındaki kararsızlık da zaman zaman buna benziyor.
Biz seçim yaptığımız anda seçmediğimiz şeyden vazgeçeriz.
Seçim Yaparken Nelerden Vazgeçiyoruz?
Bir karar vermemiz gerektiğinde yalnızca o anki durumla karşı karşıya değilizdir. Korkularımız, beklentilerimiz, pişmanlık ihtimallerimiz ve geçmiş deneyimlerimiz de kararın içine girer.
Yanlış yapmaktan çekinebiliriz. Birini hayal kırıklığına uğratmaktan korkabiliriz. Ya da verdiğimiz kararın bizi başka bir ihtimalden sonsuza kadar uzaklaştıracağı düşüncesiyle zorlanabiliriz. Çünkü her seçim biraz kayıp içerir. Bir şehri seçtiğinizde başka bir şehirde yaşayabileceğiniz hayatı geride bırakırsınız. Bir ilişkiye başladığınızda başka ihtimaller kapanır. Bir mesleği seçtiğinizde başka bir meslekte yaşayabileceğiniz hayat artık yalnızca bir ihtimal olarak kalır. Bu yüzden bazı kararsızlıkların altında aslında “Hangisini istiyorum?” sorusundan çok başka bir soru olabilir:
“Diğerinden vazgeçmeye dayanabilir miyim?”
Belki de karar vermeyi zorlaştıran şey bazen seçeneklerin çokluğu değil, vazgeçmenin yarattığı kayıp duygusudur.
Kararsızlığın Farklı Yüzleri
Elbette herkes aynı nedenle kararsız kalmaz. Aynı seçim, iki farklı insan için bambaşka ruhsal anlamlar taşıyabilir.
Bazı kişiler için seçim yapmak, bir ihtimali kaybetmek anlamına gelir. Diğer seçenekten vazgeçmek kolay değildir. Çünkü seçilmeyen ihtimal zihinde yaşamaya devam eder: “Ya onu seçseydim?”
Böyle durumlarda insan yalnızca verdiği kararla değil, vermediği kararlarla da yaşamaya başlar.
Bazı kişilerde ise mesele kaybetmekten çok, seçilen ve seçilmeyen tarafları aynı anda taşıyamamaktır. Bir şeyi hem sevip hem ondan rahatsız olmak, bir ilişkiye hem yakınlık duyup hem öfkelenmek, bir işi hem istemek hem de onun bazı yönlerinden nefret etmek zor gelebilir. Freud’un da işaret ettiği gibi insanın ruhsallığı her zaman tutarlı değildir. Aynı kişiye hem sevgi hem öfke duyabilir, aynı şeye hem yaklaşmak hem de uzaklaşmak isteyebiliriz.
Çünkü bazen iki seçenekten biri iyi, diğeri kötü değildir. İkisi de bir şey verir ve ikisi de bir şey götürür. Bir ilişki güven verirken özgürlüğümüzün bir kısmını sınırlayabilir. Yalnızlık özgürlük sağlayabilirken yakınlık ihtiyacımızı karşılamayabilir. Bir şehir bize ait hissettirebilirken başka bir yerde yaşayabileceğimiz ihtimalleri geride bırakabilir.
Hem İyi Hem Eksik Olanı Seçebilmek
Klein’ın ruhsal gelişime ilişkin önemli fikirlerinden biri, sevilen nesnenin aynı zamanda hayal kırıklığı yaratan nesne olduğunu görebilmektir.
Çocuğun gelişimi ilerledikçe anne artık yalnızca “iyi anne” ya da “kötü anne” olarak yaşanmaz. Çocuk, sevdiği kişinin kendisini zaman zaman hayal kırıklığına uğratabileceğini ve buna rağmen sevilebileceğini deneyimler. Belki yetişkinlikte karar vermek de biraz buna benziyor.
Bir şeyi seçebilmek, onun eksik yanlarını da kabul etmeyi gerektirir.
Seçmediğimiz şeyin güzel yanları olduğunu kabul etmek zor olabilir. Çünkü seçmediğimiz ihtimal zihinde kusursuzlaşabilir.
“Acaba onu seçseydim?”
Bu soru gerçekleşmemiş bir hayatı temsil eder. Yaşanmadığı için kaybettiğimiz hayatın kötü taraflarını görme şansımız da yoktur. Zihin, gerçekleşmemiş ihtimali kolaylıkla idealize edebilir.
Belki bu yüzden bazı insanlar verdikleri karardan yıllar sonra bile “öteki ihtimali” düşünmeye devam eder.
Çünkü insan yalnızca yaşadıklarının yasını tutmaz.
Yaşayamadığı ihtimallerin de yasını tutar.
Seçmek Biraz da Yas Tutmaktır
Her seçim küçük bir ayrılık içerir. Belki psikolojik olgunluk da burada başlar. Kusursuz seçeneği bulmakta değil; hiçbir seçeneğin kusursuz olmayacağını kabul edebilmekte.
Bir karar verdikten sonra geride bıraktığımız ihtimali zaman zaman özleyebilmekte. “Acaba?” sorusunun zihnimizden tamamen silinmesini beklemeden seçtiğimiz hayatın içinde kalabilmekte.
Uzman Psikolog Deniz Arkman